Saatleri Ayarlayamama Institutsiya’sında bir gün

– Merhabaaa, buyurun! Ne var ne yok, neler yapıyorsunuz?

–  İyiyim de havada sonbahar kokusu var. Erken diyenler olabilir, fakat benim burnum alıyor işte o kokuyu! Allah’tan kemiklerim daha işe dahil olmadı, ama o da yakındır 🙂 Koca yaz nasıl geçti de demeyeceğim. Her şey gibi o da geçti geçiyor. Kaldı ki bu senenin nemi, kışı özleten cinsten idi. Eskiden üşüyüp donan ben, yaşlandıkça üşümez oldum. Bu da yaşın getirdiği artılardan bir tanesi oldu benim için. En sevdiğim ise “ben yaşlandım artık” deyip meclislerde yapılacak işleri “gençlere” bırakmak. Kıh kıh kıh! Yavaş yavaş anlamaya başlıyorum “teyzelerin” neden meclis meclis dolaşmaktan hoşlandıklarını. Oooh, yerleş bi güzel, gelsin tabaklar gitsin bardaklar! Neyse mevzumuz “meclisler” değil. Mevzu benim.yigit-ozgur

– Öyle mi peki?

– Hayatlarında her şeyin belli ve bilinir olan insanlara “imreniyorum”. Hele hele buna yürekten inanıyorsa, yani tersinin olabileceğinin farkında değilse hepten “imreniyorum”. Nettir orada durumlar. Beyaz beyazdır, siyah da siyah. Grinin belirsizliği yoktur. Bak gri deyince aklıma takıldı. Gri rengi çok sevdiğim için mi acaba, bazen siyahın beyaz, beyazın da siyah olabileceğini düşünüyorum? Al sana bir gri alan daha! Neyse efendim. Dönelim konumuza. Doğarsın bir ailenin içine, senin seçme şansının olmadığı (kimisi tam tersini der), başlarsın şekillendirilmeye ailenin inançlarına ve hayata bakış açılarına göre. Başka seçeneğin yoktur. “Ingaaa istemerın” diyemezsin, aç bu aç deyip tıkarlar ağzına memeyi! Yeme içmeden tutun da oturup kalkmaya, diğer insanların nasıııııl insanlar olduklarına, giyim kuşama ve bizi biz yaptığına inandığımız bütün değerlerimize kadar. Hani sorsalar sen kimsin diye ailem diyeceğim neredeyse…şaşmamak lazım annemize yada babamıza benzediğimizi fark edince. Biraz şok edici oluyor ama çabucacık unutuveriyor insan:)

– Koruma mekanizması. Görevi o.

–  Onların sevdiği gibi seviyor, onların yargılarıyla yargılıyor, onların değerlerini taşıyor taa ki bir gün Griyi fark edene kadar. Aman da aman! Salına salına geliyor! Selamün aleyküm ben Gri. Hoppalaaaa! Böyle iyiydik biz sen nerden geldin şimdi? Beyaz beyazdı, siyah da siyah. Ben de büyüyecek ve meclislerde malum yerlerime uygun yer bulunca servis bekleyecektim taaa…. Oldu mu şimdi? Kırkıma kadar nerdeydin diye sorsamc evap hazır. “Hiç olamayanlar da var nabeeer? Tamam tamam, madem geldin görelim marifetlerini” dememe gerek kalmadan, masa örtüsündeki kırıntıları silkeler gibi sallayıverir seni. Tamaaam! Otur şimdi ayıkla pirincin taşını! Bu babamdan, bu anamdan, bak araya nenem de karışmış, yav komşunun işi ne burda? Koca köy üşenmemiş, dayı, amca, kuzen, dede, dere tepe, bağ bostan hepsi bana değerlerini aktarmış, hem de mutlak doğruymuş gibi. Pes, vallahi pes!Ebru Öğretmen - Google+

– Büyümek kolay değil.

–  Ben bunu ömrümün sonuna kadar ayıklayamam. Hem aynısını ben de yaptım vakti zamanında. “Mutlak” doğrularımı benden olana aktardım. Vah anam vaaah! Nettim ben neylediiim! Cevap hazır tabi. Ağlayıp sızlanmanın faydası yok bilesin. O taşlar ayıklanacak, ayıklanamayanlar da yutulacak. Artık hayal edin gözlerimin nasıl “belerdiğini”. Herkes gelsin kendi taşını alsın gitsin, ben niye uğraşıyorum onların yerine.

– Onlar şikayetçi değil ki. Griyi fark eden sensin. 

– Zaten bütün kapılar nedense bana çıkıyor hep. Yav, yok mu suçlu kimse?

– Kime göre neye göre? Yüzme bilmiyor olabilirsin ama denize düşünce yılana mı sarılmak istersin yoksa yüzmeyi öğrenmek mi? Düşün sen bunu bir daha ki sefere kadar. Sonra gene konuşalım. Nasıl olsa bu saatler kolay kolay ayarlanamıyor. Uğraşmak lazım…… 🙂

Advertisements

Solaklar

Köyümün adının hikayesini bilmiyorum. Gerçek hikayeyi bilen var mı onu da bilmiyorum. Neden Solaklar demişler, kim demiş, kim ilkin yerleşmiş bu yoldan, gözden ırak topraklara bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da suyu kıt, ağacı bol, yıldızları sayısız, bulutları en beyaz, evleri yıkılmaya yüz tutmuş, kuşların yuvalandığı, zifiri gecelerin olduğu, parlak güneşin açtığı, sokaklarında ve evlerin eyvanlarında anıların dolaştığı, haline teslim olmuş bu dağlık köyü çok sevdiğim.

Yalnızlığına boyun eğmiş haline, sessiz sessiz yok oluşuna, yazları gelen misafirlerini ağırlayışına, yar özlemi gibi içimdeki sızısına…..Pınar Başından Bulanır