İlham

Şu ufacık yerde kendimce bir şeyler karalamaya başladığımdan beri anladım yazmanın da kendi hayatı olduğunu. İstediğin zaman oturup yazamıyorsun. Gelmiyor o ilham dedikleri. Aklınıza düşeni not almayıp, ben bunu hatırlar yazarım bir gün dediğiniz anda işiniz bitmiş demektir. Gelmiyor o gün. İlhamın gerçek olduğunu da bu hafta içinde anayabildim ancak. Hani elle tutulur, sağlaması yapılabilen bir şey değil ya….. Sanki hayattaki her şey ölçülebilirmiş gibi. Kim dedi sana bunu kızım de bakalım bana diyemedim tabi kendime.Korktum içimdeki ölçmeye biçmeye hevesli goca garıdan. Siz bilmezsiniz ama ben iyi bilirim onu. Ne de olsa aynı bedeni paylaşıyoruz.

Konumuza dönecek olursam, ilhamın bana uğradığı gün elime düşenleri yazacaktım ben.

Yargılarımız

İnsanlar hakkındaki yargılarımızı genellikle başka insanlardan işittiklerimiz, okuduklarımız, fikirler ve söylemler üzerine kurarız. O vakit bu yargılarımızın doğruluğundan nasıl emin olabiliriz? Her kim ise, onu şahsen ve yakından tanımadan doğru sonuca nasıl ulaşabiliriz? Kaldı ki yakından tanısak bile gene kendi bakış açımıza, bilgi birikimimize göre fikir beyan etmeyecek miyiz?  Benim fikirlerim, söylemlerim yakın çevremi de etkilemeyecek mi? Onlar da tanımadıkları o kimse hakkında benim fikirlerim üzerinden bir yargıya varmayacaklar mı? Bu demek değil midir ki, başkalarının fikir ve söylemleri üzerinden, biri hakkında doğru sonuca ulaşmak  imkansız, hatta doğru diye bir şey yok. Neden o zaman bu kadar çok yargılıyoruz birbirimizi?

Endişeler

Endişeler çoğu zaman olan üzerine değil de olabilecekler üzerine kurulur. İnsanoğlu ihtimaller karşısında bu kadar endişelenmeye yerleşik hayata geçince mi başladı? İhtimal yüksek, çünkü kaybedecek bir şeylere sahip olmaya başlamıştır. Sahip olmaya başladığımız anda da endişe hastalığına yakalanmış olabiliriz. O günden bu yana sahip olduklarımız hatta olabileceklerimiz bile endişenin geri dönülemez şekilde içimize yerleşmesine neden olmuştur. O yüzden günümüz bizler hep endişeliyiz. Kaybedecek çok şeyimiz olduğuna inandığımız için daha çok şeye sahip olmaya çalışıyoruz. Endişelerimiz tren olmuş, vagon vagon sırtımızda……………….WhatsApp Image 2017-08-09 at 10.49.45 - Kopya

 

 

Advertisements

Bir ay olmuş

Evet gene 1 ayı devirmişim buraya uğramadan. Vallahi anlamadım nasıl geçti bunca zaman. Bahardı yaza girişti derken neredeyse günler kısalmaya başlayacak yeniden. Hem koca ömrün 3/2 lik kısmını devirmişken bir ay çok mu sanki. Bu bir ay içinde iki taslak hazırlayıp çöpe attım. Başı iyiydi de sonu gelmedi. Dedim ki çöp kovası da nasiplensin. Şimdi artık çöp kovam da hayat bulmuş vaziyette. Sonuçta iki  başlangıç var içinde. Belki zaman içinde evrilirler bir şeylere.

http://pascalcampion.blogspot.com/Bu bir ay içinde ev kedisinin değişik hallerine de tanık olduk ev erkeğiyle ben. Kemikleri sayılacak kadar zayıflayınca türlü senaryolar ürettik, tipik Türk anne baba edasıyla, şusu mu var busu mu var diye. Sonuç temiz çıkıca anladık ki aşkı var. Aşktan süzüm süzüm süzüldü, hatta 3. kat balkonundan asmaların üstüne kamikaze dalışı yaptı. Zor kurtardık ev köpeğinden. Şaka gibi ev köpeği ev kedisini yiyecekti!  Bu dalış tek bir şeye yaradı, ev kedisinin iştahı yerine geldi. Bir de gördük ki ev köpeğinin sokak köpeğinden pek bir farkı yok kedi mevzusunda.

Bu bir ay içinde olan başka bir şey de inceden esen umut rüzgarı oldu. Dereye ayaklarımı sokmak gibi , yazın kavurucu sıcaklarda klima altında oturmak gibi iyi geldi ruhuma. Serinledim biraz.

Başka şeyler da oldu tabi. Hala kendilerini “mezrada” sanan komşularımızın bende tırmalama hissi uyandıran halleri ev erkeğini ve beni insanlıktan bezdirdi. Ne zormuş “insan” olmak. Bu tür nereye ihbar edilir acaba?

Bu bir ay içinde ev çocuğunun da başına türlü türlü okullar ve sınavlar musallat oldu. Kimi dedi 80, kimi dedi olmaz 90. Ev çocuğunu 18 den beri böyle görmemiş idim. Yahu rahat bırakın şu gençleri! Onların bir anası bir babası var, yani familyası var. Yazık değil mi bize! Neden bu kadar heveslisiniz burnunuzun kıllarını uzatmaya anacım?

Bununla bitti mi peki? Bitmedi. Ofiste hormonlar konuştu ve anlamama fırsat bile kalmadan ben de dahil oldum çığırışmaya. Kendime kızdım. Ev erkeğiyle yapılan birkaç “müzakereden” sonra gevşettim boynuma doladığım ipi. Tabi bu arada hayret içinde baktım ofis ahalisinin sus pus oturmasına. Dünyevi haller işte….

Bu bir ay içinde laf götürüp getiren “erkek camiasından” pek hoşlanmadığımı gördüm. Camia kendinden bihaber yuvarlanıp gidiyor işte. Karanlık toplantı odalarının kuytu köşelerinde başka bir hayat yaşayan ofis farelerinin de var olduğunu gördüm…. 

En sonunda da gördüm ki yol yürü yürü bitmiyor temizlenmiyor. Sadece yürümeye devam etmek şimdilik en iyisi….

Mutlu bayramlar 🙂

Görseller için http://pascalcampion.blogspot.com/