Lynn the Scotish Canadian

What does it mean? I know it; being free, being crazy, fearing less, loving adventures, more questioning  less obeying, studying hard, laughing a lot, being yourself. Crazy and lovely woman! Makes me smile when think about her:)

I met her at work. She was the “choosen” english teacher in our company. I remember herHave a self-service spot for kids who were absent.: wearing the same sandals for 3 years and the same clothes also. She was doing it in very simple way.  Away from the craziest shopping influence.  But she was crazy about exploring, turkish foods and her friends.  That was the picture we see each week for a day only but the impact was obvious. Teaching in simple way, not insisting of being perfect and just telling us to forget the grammer and concentrate of doing more mistakes. More mistakes were equal to more communication. Right!  That was the most simple trick I have ever seen and I loved it. She was flowing with life but determined for knowledge. Learning was her style. She was living her dream. Courages, involved in what she is doing and touching her studends lives with joy. How I miss her talks about religion and this kind of things. She was questioning  and looking for the right. Always searching for better and the simple way of going the things.

She went home back last year and  began studying italian after her sixties:)  I love the picture she left behind. Smiling, positive, crazy, courages to have her own desicions and keeping the things simple. Nothing complicated. She was one of the influencers in my life. Thank you Lynn :))

About finding your passion…

It is not an easy way to find and define what is you passion about. Many of us are doing jobs that do not satisfy us but just feeds  or help to keep the line on. The same is valid almost for each field in our lives.There are tons of articles explaining how to find it but why any of them do not work when you feel like you are close to  catch it? This is because we are not same and not each common rule works well with that. Swimmer by Dieter Braun. Great explanation of the free-style stroke!!:

The walk is the hard part of finding your passion. It is a long, disruptive and for human nature misfortune, endless. Each time when you think”that‘s it!” something new pops in like a freaking jog.The simple translation of finding your passion is meeting up the challenges. To many reasons, some of us prefere to step back but some of us just keep going and founds that there is nothing to fear. The life still continue and you are little more strong and acknowledged about yourself. Some people tell it mindfulness, self-consiousness and there is nothing wrong with that  but I do prefere to say it awarness or awaikaning because we are deep asleep in most of our lives and know only the things that societe taught us. Till the momemt when something or somebody switch on the hidden button. Still we can pretend that everything is ok but feel deep in us that something is not in ease.

Of course you can study on your own and many introverts prefer it but the touches of already awaikaned one can help you to rid each stone on the path with more confidence and safe. There is not a promise that you can find your passion at the end but sure is that you will know what you want to do and not, which is the part of being in peace with yourself.  So why to not step back and look at ourselves. For some of us that may be scary but now for sure I know that fear is the biggest barrier of finding our passion. After 43 years of being born. Ha!

This is something like swimming. Keep going and after few months you will have an idea about how to float..

İş ve Servis Mevzusu

Smashie McPerter - Kate Hindley: Böyle çalışıyor bünye! Sabah erkenden işe gelirken serviste çözüyorum pek çok hadiseyi.Henüz tam uyanamamış olan kafam sorgu sual edip işi çözüveriyor. Fakat gel gör ki gün içinde bana mısın demiyor. Annemin tabiriyle bayrağını eline alıp geziyor 🙂 ??  Bak diyorum burası aslında ofis değil bir servis. Sen yanılıyorsun çoğu zaman olduğu gibi. Gene uydurmaya başlıyorsun. Ama nafile. Dediğim dedik çaldığım düdük havalarında yaşamına devam ediyor. Ne hayaller, ne hayalleeer… Sözde işte değilmiş de, güneş, deniz, köy istiyormuş da. Bu neymiş böyle sabah 8 akşam 6 her gün her gün de. Neden sabahın köründe kalkmak zorundaymış da. Bu yaşına kadar ne yapmışım da, her gün bu koltukta oturmak zorunda mıymış da…. Sıs.Sıs desem de nafile. Hakikaten bayrağını eline alıp geziyor:)  (Annem sus değil de sıs diyor kızdığında:) Anne yaa..)

Bırakıveriyorum bir süre gezsin, konuşsun. Sonuçta kafa bu dinlenmeye ihtiyacı var. Eee ben de boş durmadım bunca sene. Aynı çocuk gibi; bırak koşsun yorulsun, sonra kıvrılıp uyur nasıl olsa bi köşede. İşte o zaman artık mesai başlar. İçindeki çılgını uyuttuktan sonra, işinin gerektirdiği kılıfın içine yerleşir başlarsın rolünü oynamaya. Ta ki bir sonraki uyanışa kadar…

Mevsime göre istekleri de değişiyor. Kışın güneş istiyor, yazın serinlik ama hep nedense mevcut durumdan başka bir şey istiyor. Bakıyorum etrafıma (açık ofisin faydaları:)) roller gayet iyi oynanıyor. Henüz uyutulamamış bir zihin varsa hemen fark ediliyor. Değişik durur o kişi yerinde…belli ki düzenin dışında…..

Ama ben seviyorum onun bu çılgın hallerini be. Sıkıcı olurdu hayat onsuz. Bildiğin renksiz. Hele iş hayatı. O yüzden de pek çoğumuz mola / ara adı altında bu çılgın dünyaya kaçış yaptırılırız aslında ama kendimiz yaptık sanırız:) Biz kendimizce kılıf uydururuz buna. Ayy, bi kahve içeyim de kendime geleyim! Kafam şişti işten! Ayy, o neydi öyle susmadı adam! Ama en bariz olanı da “Kafamı toplayamıyorum bugün” olanı. Toplayamazsın tabii… 24 saatin içinde kaç saat kendin olabiliyorsun?

Eğlenceli olur iş araları:) Zaten sözde bahanelerimiz hazırken başlarız ofis içinde varlığı unutulan toplantı odası, varsa gizli bir balkon köşesi aramaya. Koridorlar bile buna uygun hale getirilir bazen. Bilen bilir nasıl yapıldığını…. Birkaç telefon görüşmesi, bir iki arkadaş çekiştirmesi ve hooop dön işinin başına.. Süresini ve sıklığını ayarlayabildiğin sürece bu aralar aslında verimlidir de, tabii müdürüne veya patronuna yakalanmadığın sürece. Adam düşünmez ki senin insan olduğunu. O seni bir mühendis, sekreter, doktor, temizlikçi, çaycı, işçi vs. olarak görür. Senin görüntün bir değerin yansıması şeklindedir onun gözünde. “Bu 1500 lük, aaa bak bu 2500 lük ama hala mola yapıyor. Vurun kilit şu toplantı odasına, kimse toplanmasın. Toplanmak tehlikelidir, aralar da öyle”….

İstisnalar hariç…..her zamanki gibi:)

İş Hayatında Bilmiyorum demek neden bu kadar zor?

Crested Auklet- Crested Auklet: Small, oddly attired seabird of Arctic waters with dark gray body. Head has a strange, smiling orange bill, quail-like crest, bright yellow-white eyes:
Aethia cristatella

Çok aşikar ki bir sürü nedeni var. Çekirdekten yetişmiş, yaşın da biraz ilerlemiştir ve artık fark etmişsindir ki bilmiyorum demek anlamsız. O iş bir şekilde yapılacak. Zor dönem geçiriyorsundur ve bilmiyorum demenin işini kaybetmene neden olacağı düşünüyorsundur. Borçların  vardır, yeni evlenmişsindir, yeni mezun olmuşsundur, o işi zaten zor bulmuşsundur yada zaten bilmiyorum demenin güçsüzlük sayılan bir aile ve toplumda yetişmişsindir. Hayal et bir gözünde. “Ne demek bilmiyorum, ne demekmiş o? Biz öyle miydik? Herşeyi yapar, herşeyi bilirdik”. Maarifet! Herşeyi bildiniz de ne oldu? Hep şikayet, hep şikayet:)

Tabii bütün bunların iş hayatına yansıması da çok ilginç olabiliyor. Bilmediği halde biliyormuş gibi yapanlar, her şeyi bilenler, hiçbir şeyi bilmeyenler, bilmeye hevesliler, bilmekten korkanlar….

Neden bilmekten korkar insan? Çok nedeni olabilir ama iş hayatında hiçbir şeyi bilmeyenler o kadar çoktur ki, bildiğini bildikleri andan itibaren sorumlu yaparlar seni. Ondan sonrası zaten vay haline:) Var bu kültürü yaşatan şirketler. Yani vizyonumuz ve misyonumuz gerçeklerle uyumlu olmuyor çoğu zaman.

Ya her şeyi bilenlere ne demeli? Alt kademe çalışır ama sunumu o her şeyi bilen yaptığı için alkışı o alır.  Her şeyi bildiği için bu bir ekip çalışmasıydı da diyemez.  Ben de ben diye dolaşır ortalıkta. Al sana bir vizyon uyuşmazlığı daha:)

Halbuki bilmek de bilmemek de gelişmenin dinamikleridir. Hem kişisel hem kurumsal anlamda. Bir sürü bilinmeyenimiz olmasaydı neyi ne kadar bilebilirdik? Mevzu bilmiyorum deyip bilmiyor olarak kalmak değil. Asıl mevzu bilmiyor olmayı kabul edip, nasıl bilebilirim diye sormak. Ben bilmiyorum ama yazıyorum. Bilmek için yazıyorum….Aaamin!!!